Ana Sayfa Spor Life Çok Önceden Gördü!

Çok Önceden Gördü!

12
0

Son zamanlarda, özellikle pandemi ile birlikte bize öğüt verenler hep “sabır”dan söz ediyor. Bizim çocukluktan bu yana duyduğumuz bir söz var “Sabreden derviş muradına ermiş!” diye. Onu bunu bilmem ama bunun en güzel örneklerinden birini, aynı zamanda “Spor Life”ın önemli yazarlarından, spor insanı, Bahri Vreskala’da görüyoruz…
Sakin yapısının dışında çalışkanlığı ile mücadeleci tavrıyla tanıdığımız Bahri Vreskala’yı ilk kez o gün, yani bir ödül töreninde çok ama çok heyecanlı, ateşli bir hatip olarak görmüştüm.Çünkü karşısında ödül alan sporcularımız vardı…
Memlekette ödülden çok ne var? Ama bu tören gerçek hak edenler için Konak Belediye Başkanı Abdül Batur’un da desteğiyle düzenlenmişti…
Bir yıl önce…
Yeni yılla birlikte bir de öylesine düzenlenen “ödül törenleri” var. Bunlara dikkat etmeliyiz. Düzenleyicilerin işi menfaat sağlamak…
Şimdi, “Aman bir an önce bırakıp git, bizden uzak ol!” dediğimiz 2020’den kurtulmamız an meselesi ya, birçok kuruluş ve medya kuruluşu da “yılın sporcusunu” seçecek…
Genelde akla ilk gelen futbolcular oluyor ama bu kez Bahri Vreskala’nın da heyecanlı konuşmasını ve bir noktada “volkan gibi” patlamasına neden olan sporcumuzu, bugünlerde değil, tam bir yıl önce ‘Spor Life’ kapak yapmıştı…
O şimdi Avrupa Şampiyonu olarak önümüze çıkıyordu.Şanlı bayrağımızı dalgalandırıyordu. Kimdi bu Avrupa Şampiyonumuz?
Bornova’nın yetiştirdiği sayısız sporcularımızdan biri Çamdibi’nden İbrahim Çolak. Halkada daha önce Dünya Şampiyonu olan İbrahim Çolak, 15.000 puan ile bu kez Avrupa Şampiyonu oldu. Yeni bir şampiyon gibi heyecanlanıp mutlu olduk…Halbuki elinde bir altın bilezik var; Dünya Şampiyonluğu…
Bir değil…
İşte birçok sözde spor medyası bu dünya şampiyonumuz jimnastikçimizi görmezden gelenlere diğer jimnastikçilerimizin haberini paylaşayım. Gururla söz etmek istiyorum:
Mersin’de düzenlenen Artistik Cimnastik Erkekler Avrupa Şampiyonası’nda milli sporcularımız toplam sekiz madalya kazandı.
Ümit Şamiloğlu, Ferhat Arıcan, İbrahim Çolak, Ahmet Önder ve Abdelrahman Elgamal’ın yer aldığı takımımız gümüş madalya kazanırken, Türkiye Alet Finalleri’nin yapıldığı pazar günü yedi madalya daha kazandı. Ferhat Arıcan paralel bar aletinde 15.100 puan ile altın madalyanın sahibi oldu. Avrupa Şampiyonu sporcumuz kulplu beygirde ise 14.433 puan ile üçüncü oldu ve bronz madalya kazandı.
Halkada daha önce Dünya Şampiyonu olan İbrahim Çolak, 15.000 puan ile bu kez Avrupa Şampiyonu oldu.Yine birincilik kürsüsüne çıktı.
Vizyon sahibi…
Bir asır öncenin yazarı Hasan Rasim gibi “daldan dala atlamayı”, yazının arasına “bir başka bilgi” koymayı ve nostalji yapmayı da sevdiğim için.
Şimdi yazımın başına, Bahri Vreskala’ya gelelim. Neden “sabır” ile özdeşleştirdiğimi anlatmaya çalışayım bu spor insanımızı…
Çok yıllar önce, her türlü engele ve de hakkında yapılan aleyhte yayınlara rağmen, zamanın Beden Terbiyesi Bölge Müdürü Bahri Vreskala, Bornova’da bir spor salonunu, İzmir’de adım atmaya daha yeni başlayan “jimnastikçilere” armağan etmişti.
Bu nasıl olurdu?
Mal bulmuş mağribi gibi saldırdılar…
“Bölge müdürü evinin karşısına jimnastik salonu açtı!”, dediler…
Daha neler neler… O günleri anımsıyorum!
Bahri Vreskala aleyhine yazanlara bir tek sözcükle bile yanıt vermedi. Sadece bazı sporla ilgilenenlere şöyle demişti: “Göreceksiniz buradan şampiyonlar çıkacak!”
Çıktı!
Hem de yalnız İzmir ve Türkiye değil. Avrupa ve Dünya Şampiyonları. Bu hayal bile edilemeyecek, rüyalarımızda bile göremeyeceğimiz kadar önemli ve büyük bir olay. İleriyi görmek, vizyon sahibi olmak herhalde bu demek…
Bu arada “Dünya Şampiyonu” diğer cimnastikçilerimizin de hakkını vermeliyiz.
Örneğin, şu an aklıma gelen Dünya Şampiyonu sporcumuz Ayşe Begüm Onbaşı. Tabii bu şampiyonlar kolay yetişmiyor…
Haftanın yedi günü, başarıları kanıtlanmış, isimsiz kahramanlarımız pandemi öncesinde antrenörlerimizle çalışarak hedefe doğru sağlam adımlarla ilerliyorlardı. Önemli bir ivme kazanmışlardı.Tabii başarı marşı da getiriyor.Ama son başarı? Araştırma gerektiriyor “Bu nasıl oldu?” diye…
Göztepe marşını yazıp besteledi…
Yine çok yıllar önceye gidelim. Bir Kaya Bekat vardı, İzmir’de. Bestekar, şair…
Göztepe, şimdi adı “UEFA Kupası” olan “Fuar Şehirleri Kupası”nda fırtına gibi esip Atletico Madrit’i unutulmaz bir maçla Alsancak’ta eleyince Türkiye ayağa kalkmıştı.İşte o sevgi patlaması ile birlikte Kaya Bekat Göztepe marşını yazdı ve yanımıza gelerek ilk bizim beğenimize sundu.Sonra Göztepe maçlarında çalınmaya başladı…
Taçlandırma böyle olur…
Biz jimnastikte Avrupa ve Dünya Şampiyonları yetiştirdiğimize göre bunları bir şekilde taçlandırmamız lazım. İşte göğsümüzü kabartan bu gençlerimiz için yine bir jimnastikçi olan Erol Parlak’ın eseri:

“Selam olsun sana ey kor yürekli can,
Ey ışık saçan yıldız, şanlı kahraman;
Senden hizmet bekliyor bu aziz vatan,
Yılmadan, azimle çalışmak gerek,
Dünyalara bedeldir, sendeki yürek!

Cimnastik yolu; sevgi- saygı yoludur,
Başarı, gurur, şeref, şanla doludur,
Bu yolda yürüyenler onurludur.
Haydi, durma! El ele birlik ile coş,
Umut dolu gönülle hedefine koş!.
Geleceği gözetip, adımını at,
Aşk ile emek verip, yüreğini kat,
Bekler seni ufukta, bak olimpiyat
Işığın zirvelere meşale yaksın,
Dalgalansın al bayrak göklere aksın…

Cimnastiğin aslanları çıkar meydana,
Şöhretleri yayılır bütün cihana,
Kutlu şampiyonluklar yakışır sana,
Haydi durma bir daha şanlı destan yaz,
Dünyalara sığmayan eşi bulunmaz…

Haydi durma!
İleri ve sonsuza dek,
Dünyalara sığmayan kahraman yürek!”

Bizim kahramanlarımız…
Jimnastikçilerimiz, marşlarında belirtildiği gibi gerçekten birer kahraman yürek! Gerçekten; her şeye rağmen yılmadan azimle çalışıyorlar. Önceden haftada 7 gün, hepsi yaşıtları gezip eğlenirken onlar hareketlerini tüm ciddiyetiyle yapıyor, teknik insanların, antrenörlerinin söylediklerini. gösterdiği hareketleri eksiksiz yapmaya çabalıyorlardı.Ya pandemi ile birlikte. İşte onu da Federasyon Başkanı Suat Çelen’den dinleyelim:
“Pandemi dönemi öncesinde, sizlerin de bildiği gibi çok iyi bir ivme yakalamıştık. Özellikle de Artistik Cimnastik branşında gelen madalyalar camiamıza büyük bir moral olmuş ve bu moral ile diğer branşlarımızda hep birlikte hedeflerimize daha sıkı kitlenmiştik. Pandemi süreci bizi yapacaklarımızdan alıkoyamadı.Bu süreçte sporcularımızın, kondisyonerler eşliğinde evde yaptıkları online antrenmanlarının bu süreci çok iyi geçirdiğimize bir kanıt olduğunu gördük, yaşadık.
Bizler, yönetim kurulumuz ve teknik kurullarımızla birlikte özellikle salonlarımızın kapalı olduğu dönemde kendi aramızda online toplantılar yaparak, neler yapabileceğimiz ve neler yapmamız gerektiği konusunda birçok toplantı gerçekleştirdik.
Özellikle size anlatmak istediğim ve beni çok heyecanlandıran, camiamıza sürpriz olarak sunmak istediğim bir projemiz pandemiden dolayı aksadı.
Fakat biz bu süreçte, projemizin eksikliklerini gidererek camiamızın karşısına daha güzel bir açılış yapmak için var gücümüzle çalıştık. Buradan bir kez daha, tüm projelerde şahsıma desteklerini esirgemeyen Yönetim Kurulu üyelerimize ve özellikle de bu projemizde yoğun emek harcayan, başta Asbaşkanımız Derviş Çatalbaş ve Genel Sekreterimiz Recep Şahin’e çok teşekkür ederim. Projemizin şuanda duyduğunuz merakı ve heyecanı hak ettiğine inancım tamdır.”
İzmir’e istiyoruz…
“Camiamıza İstanbul/ Sancaktepe’de muhteşem bir salon ve kamp eğitim merkezi kazandırdık. Artık camiamızın her bir ferdinin kendi evi gibi gelip konaklayabileceği 5 yıldızlı bir otel seviyesinde konaklama tesisimiz ve kamp eğitim merkezimiz oldu.
Ayrıca tesisimiz, İstanbul ve Türkiye’deki bütün kulüplerimizin, sporcularımızın antrenman yapabileceği bir cimnastik salonunu içerisinde barındırıyor.
Daha fazla detaya girmeden, sizleri bu güzel tesisimizde misafir etmenin heyecanı içerisinde olduğumu belirtmek isterim.’Nedense ‘Şampiyonlar Şehri İzmir’in adı fazla geçmiyor.”
Benim teşekkürüm…
Ben de İzmir olarak en büyük teşekkürü, Spor İnsanı Bahri Vreskala’ya, her şeye rağmen Bornova’daki salonu jimnastik sporuna gönül veren gençlerimize tahsis ettiği için ediyorum. Avrupa ve Dünya Şampiyonları’nın İzmir’den çıkmasını sağlayan Bahri Vreskala’nın adı da jimnastikle birlikte de anılmalıdır. Artık jimnastik de mutlaka ve mutlaka ilkokullara, hatta anaokullarına girmelidir.
Geçen yıl her okulumuzda “yüzme” konusunda önemli bir adım atılmış, “Yüzme Bilmeyen Kalmasın” projesi başlatılmıştı.Her spor önce jimnastikle başlar.Üstelik jimnastiğin yaşı da yoktur. Jimnastik hareketleri insanları hayata bağlar, sağlıklı yaşamı sağlar…
Tabii ki bu işler için öncelikle çalışma alanı ve teknik insanlara ihtiyacımız var.Burada da iş federasyona düşüyor.Benim de önerim; daha çok kadınımıza jimnastik yaptırmalıyız…
Bu da ayrı ve önemli bir konu. Bir gün bu konuyu da irdeleriz…
Bu hız ve ivme ile jimnastikte almış olduğumuz başarılarımızın, her branşta devam edeceği ve milletimizin yüzünü güldürmeye devam edeceğimiz görülecektir.
Bir sonraki yazımda belki olimpik kota şansımızın devam ettiği ritmik jimnastik ve artistik cimnastik branşlarımız ile yeni branşımız parkurda elde ettiğimiz, bizim içi büyük bir adım olan, başarılarımızdan bahsedeceğim.
Acı gerçek…
Nedense “adamını bul” sistemi sporda da geçerliliğini koruyor. Kim ki, belli kümelerin, grupların adamı ise onlara karada ölüm yok! Mutlaka ve mutlaka bir yerden kovulsun, daha kapıdan çıkmadan yeni bir iş buluyor.Tabii bu arada dolarları biriktiriyor. Bu yaşamın her alanında önümüze tüm çıplaklığı ile görülüyorsa, sporda da ortaya çıkıyor.İdealistlere nedense bu düzende yer yok!
Bir örnek vereyim. Tire’nin yetiştirdiği Antrenör Ayhan Onut. Tam bir sporcu aile. En büyükleri sporcu vali. En küçükleri ise Beden Eğitimi öğretmeni ve milli hentbolcu… Daha doğrusu antrenörü…
Bizim gençliğimizde Sezai Bey vardı, Bornova’dan başlayarak hentbolu yerleştirmeye çalışan. Sonraki dönemde Mithatpaşa Sanat Enstitüsü’nün beden eğitimi öğretmenleri bu misyonu üstlendiler. Tabii ki içlerinde Futbol Teknik Adamı Ayhan Onut’un kardeşi de vardı…
Konum Ayhan Onut. Geçenlerde Spor Life’ın yazarlarından Ali Kıray’dan üzücü haberi aldım. Ayhan Onut profesyonel liglerden çok amatörler ile ilgileniyordu…
Bir kuruş para almadan, Metin Oktay, Karşıyaka’nın 1960 sonlarındaki teknik adamı Aydın Bey’le birlikte Turgutlu, Salihli, Akhisar, Kemalpaşa, Cumaovası, Çeşme, Aydın, Tire, Menemen gibi kentlere gidip antrenmalarına katılmıştık.
Sanıyorum; bir iki yere Fifa hakemimiz Hakkı Gürüz büyüğümüzle de gitmiş, uluslararası kuralları gençlere anlatmasını, sahada nasıl hareket etmeleri gerektiğini vurgulamıştık. Hatta bir keresinde İzmir’in yetiştirdiği ilk ve ünlü hakemlerimizden Hakkı Gürüz’e, “Ağabey tüm hakemlere olduğu gibi tribünlerden hiç olmayan sataşmalar geliyor. Sen buna ne diyorsun?” diye sormuş ve şu yanıtı almıştım,
“Ben sahaya sağ adımımı atarak çıkarım. Bu sırada kim ne diyorsa bir fazlası, derim. Sonra da kulaklarımı eve gidinceye kadar tıkarım…”
Büyük Devlet Adamı İsmet İnönü sistemi…
O da ne yapıyordu;
“Kendisini muhalifler konuşurken, kulaklığını çıkarırdı…”
Biliyorsunuz; İsmet İnönü belli yaştan sonra kulakları hafif işitmeye başlayınca, her halde bu da kurtuluş savaşlarından kalan bir acı hatıra olsa gerek, işitme cihazı kullanıyordu…

Aydın Bilgin görevlendirmişti…
Madem laf hakemlerden açıldı. Yine FİFA Kokartlı hakemlerimizden İhsan Türe’yi de kaybettik…
Anımsadığım kadarıyla asker hakemlerimizdendi. Yine spor yazarı Ali Kıray’dan vefatını duyunca bir anımsatması oldu…
1970’li yılların başında büyük ihtimalle İzmirspor- Beşiktaş maçını yönetince, spor yazarı olarak kendisini tenkit etmişim. İhsan Türe de o zaman Konak’ta Demokrat İzmir Gazetesi spor servisine hışımla gelmiş, beni bulmuş. Aramızda maçla ilgili küçük çapta bir tartışma çıkmış…
Ali Kıray’ın anımsadığına göre, “Ben Beşiktaşlıyım ama maçı tarafsız yönettim.” demiş. Sonra anlaşmış ve sulh olmuşuz…
Yıllar sonra gazeteci büyüğümüz Aydın Bilgin, çalıştığım gazete tarafından Göztepe A.Ş. alınıp başkan olunca emekli olan hakem İhsan Türe’ye önemli sayılacak bir maaşla görev vermiş ve Göztepe maçlarının yazarı yapmıştı. Yani o dönemde de belli süre birlikte çalıştık, sonra o İstanbul’a gitti…
Nereden nereye?
Şunu demek istiyorum. Hakemler ile spor yazarları bir bütünün parçaları idi.Açık ve net konuşurlardı.Ya şimdi?
Onlara da yasak var…
Kaç kez gazetenin aracı ile hakemlerle birlikte maça gittiğimiz de oldu, birlikte maç sonrası dönüşümüz de. Hiç ama hiç kimse “Olur mu?” demiyordu. Onlar da işlerini yapıyorlardı, bizler de. Ama bir günden bir güne “Şöyle yapın!” diye bir laf değil, iması bile olmazdı.Güven öncelikli idi. Bu işleri yapmaya çalışanlar da aramızda aforoz edilirlerdi..
Ya şimdi?
Siz daha iyi biliyorsunuz…