Ana Sayfa Devir GÜZEL İZMİR’İM

GÜZEL İZMİR’İM

İzmir, mistik ve şiirsel bir sözcük. Âdeta içindeki müziği kulaklarınızda hissedebiliyorsunuz!

1842 yılında Alexis de Valon, İzmir’e dair neredeyse gizemli bir atmosferi tanımlar: Kimi kentlerin ya da ülkelerin, daha onların isimlerini anar anmaz, fantezimizin çok zaman önceden taslağını çizdiği ve düş saatlerinde hayalimizin boyadığı bir manzarayı karşımıza çıkarma gibi tuhaf özellikleri Var. İzmir de böyle tılsımlı bir isim. Bir tür çokluk içeriyor, tıpkı Charles Reynaud’un İzmir için “çok evrenli bir kent” anlatımı gibi…

Bir kenti nitelemek için çoğunlukla kişilik analizlerinde yer alan tespitler yapılmasa da “özgür ruhlu” tanımlaması tam da İzmir’i yansıtır! Olağanüstü bir özgürlük tüm şehre hakimdir.

16. yüzyılda J. B. Tavernier ’’Tüm Levant’ın en ünlü kenti olan İzmir, Avrupa’dan Asya’ya, Asya’dan Avrupa’ya geçen ticari malların en büyük limanıdır.’’ derken neredeyse 2020’li yılları kent gelişim stratejisini ortaya koymaktadır.

Usbec, 1711 yılında “Lettres Persannes (Acem Mektupları)”de, Osmanlı İmparatorluğu dahil ziyaret ettiği tüm Asya ülkelerini satırlarına yansıtırken şunu kaydeder: “Bir baştan bir başa gezdiğim bu geniş coğrafyada zengin ve güçlü bir kent olarak görebildiğim tek birisine rastladım: İzmir.”.

Mac Farlane ise 1828 yılında gördüğü İzmir’i iki sözcükle ifade eder: Göz kamaştırıcı ve çekici.

1833 yılında A. De. Lamartine, İzmir’e geldiğinde şaşırır! “Burasının Doğu ile bir ilgisi yok. Küçük Asya’da bir Marsilya ya da Paris ve Londra’nın yaşandığı güzel bir Kent. Canlı, beklenmedik bir görüntü ile şaşkınlığa uğradık.”.

Gerand de Nerval de 1843 yılında kentimizden büyülenenler arasındadır ama daha çok günümüzde de aynı isimle anılan Güller Sokağı sakinlerinden. “İzmir”de yapılacak en iyi şey Güller Sokağında gezinmek! Orada pencerelerin ve kapıların aralığında İzmir kızlarının siluetini görürsünüz ancak kendilerini gösterdikten sonra kaçarlar! Virgilus’un su perileri gibi. Günümüzde de kendilerine güvenleri, güzellikleri ve özgür ruhları ile İzmir’in kızları her ortamda kendilerini hissettirmez mi? Strabon gibi tarihin en ünlü coğrafyacısı İzmir için en güzel kent derken kuşkusuz yalnız değildi, en sıradan gezgin bile İzmir için bu sıfatı söylemekten kendini alamamıştır.

1839’da Le Sieur du Loir, imbattan bahseder: Katlanılmaz olabilecek yaz sıcaklarını, imbat denilen bir rüzgâr hoş bir biçimde eserek ortadan kaldırır. Mucize gibidir İmbat. Öğleden sonra çıkar, güneybatı rüzgârı olarak güçlü ve temiz, denizden gelir, nemli deniz şehir havasını esintisi ile serinletir!

Amazonlardan Baküs ve Apollon söylencelerine, Janus Tapınağından Diana Kaplıcalarına, Truva’dan İkha orduları başkomutanı Agamemnon’a bir efsaneler şehridir İzmir ve antik çağın destancısı Homeros’un vatanıdır tabii ki İncil’de adı geçen 7 kilisenin üçü İzmir’dedir: Smyrna, Efes ve Bergama.

Constantine İgmos’a göre ‘’Philostrate (vie de Soph.)’a inanacak olursak, bu kent yüceliğin doruklarında idi. Anlı şanlı modern Avrupa kentlerinden tek biri bile onunla aşık atamazdı. Ticarette, bilimde, güzel sanatlarda ve uygarlıkta mükemmel durumdadır. Hele insanlarının sıcaklığı, alçakgönüllülüğü, barışçı kişilikleri, özgür ve laik tavırları ile hoş ve çekici olan bu kent, eşsiz tarihi ve olağanüstü coğrafyası ile eşsizdir.”.

Cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Önder Atatürk de Annesini bu güzel ve eşsiz kentte emanet etmedi mi? Atatürk’ün konuşması hatıralarımızda: Ben bütün İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız bir rastlantı beni Karşıyaka’ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar, anam sizin bağrınızda, sizin topraklarınızda yatıyor.

Her ne kadar, ilk kez Chateaubriand tarafından kullanılan Ghiaour İsmir (Smyrna infidele) -Bir Türk ile bir Hristiyan reaya arasında hemen hiçbir ayrım gözetilmemesi anlamında “gavur İzmir”- bağlamından koparılarak günümüzde de kullanılsa da, o kadar kusur kadı kızında da olur deyip kentimize olan sevgimizi arttırmanın yolları için taşlarımızı döşemeye devam edelim.