Ana Sayfa Devir TÜRKİYE’DE GAZETECİ OLMAK

TÜRKİYE’DE GAZETECİ OLMAK

65
0

İnsanlık tarihi boyunca gerek kişisel gerekse toplumsal ihtiyaçlar nedeniyle çeşitli meslekler ortaya çıkmış, bu ihtiyaçların zaman içerisinde değişim göstermesi sebebiyle de niceleri yok olmuş niceleri değişim göstererek günümüze ulaşmıştır. Bu meslekler çeşit çeşit ve birbirinden ilginçtir. Suçlu birine daha az ceza alması için kıyasıya emek sarf eden avukatın ne denli yeteneklerle donatılmış olduğunu hepimiz anlayabiliyoruz, esasen yaşanılan trajikomik ama olması gereken bu, çünkü suçluların da savunulmaya ihtiyacı vardır. Başka bir örnek verelim mesela güldürü ustaları günümüz tabiriyle stand-up ustaları yani meddahlar… Gerçekten çok zor olsa gerek gülmeye aç insanları başarıyla güldürmek… Ya gülmezlerse? Meddah bu sorulara takılmadan işini yapan kişidir. Dedim ya meslekler çeşitlidir ama galiba bazı meslekler kişinin yaratılışında, özünde o kişiye verilmiş yeteneklerle kazanılıyor. Meddahlık kişinin sonradan kazandığı bir yetenek olmasa gerek… Efenim bendeniz şu satırların yazarı gazetecilik mesleğini çok ilginç bulanlardanım. Düşünsenize bir çocuk gençliğinde neyi düşünür de “gazeteci olacağım” diye hayal eder.? Nedir gazetecilik? En basit ifadeyle ki bu tabir bu garibin ifadesidir gazetecilik; hakikat olanı, yaşanılana meraklısına aktarma işidir. Tabiri ne denli basit olsa da çok ağır anlamlar yüklüdür çünkü mesele hak ve hakikat olunca ve de insanlık tarihinin hemen hemen her döneminde zalim krallar, sultanlar, firavunlar velhasıl adaletsiz yöneticilerin var olduğu, insanlığın çoğu zaman bu adaletsizler tarafından yönetildiği düşünüldüğünde gazeteciliğin her babayiğidin altından kalkacağı meslek olmadığı anlaşılmış olacaktır. Öyle de olmuştur, binlerce yıl boyunca yaşanılan doğruları topluma aktaran kişiler türlü cezalara maruz kalmışlardır çünkü iktidarı elinde tutan, devlet mekanizmasını, toplumu yöneten güç odakları kontrolü altındaki halk yığınlarının gerçeğe ulaşmasını istememişler, toplumun karanlık içinde kalmasını yeğlemişlerdir. Çünkü karanlık, zalimlerin idarelerini sürdürebilmeleri için gereklidir onlar karanlığa ışık yakan herkese ve her şeye karşıdırlar. Değerli okurlar naçizane aklımın almadığı da bu. Kişinin canını bile verecek kadar hakikat bildiği konuyu ilgilisine aktarma arzusunun altında yatan nasıl bir dürtüdür ve aktarımı yapan kişi eylemi sonucunda nasıl bir haz almaktadır? Çok ilginç bir haz olsa gerek!
Yaşanılanın, meydana gelenin doğru bir şekilde topluma aktarımına gazetecilik, bu eylemi gerçekleştiren kişiye de gazeteci diyerek basit bir tanımlama yapsak da 20. yüzyılın çoktan geride bırakıldığı, taşınabilir teknolojilerin yerini aldığı giyilebilir teknolojinin dayattığı günümüz gazeteciliğinde artık gazeteci kavramı, medya merkezleri ve basın organlarından bağımsız ele alınamamakta, maalesef ve ne yazık ki gazeteciler çalıştıkları basın yayın ve de medya organlarının sözcüsü konumuna yani sahibinin sesi pozisyonuna düşürülmüş bulunmaktadırlar. Mesleğin bu denli irtifa kaybının sebebi en başta ekonomiktir çünkü basın yayım işleri, haber merkezleri kurup işletmek gibi icraatlar artık çok pahalı işlerden olup genelde zalim düzen yöneticilerine yandaşlık yapanların tercih ettiği, sadece yandaşların bu icraatları yapabilmesine izin verilen faaliyetlerden olmuştur. İktidar sahiplerinin kendi düzenlerini idame ettirmek için yandaş medya kuvvetlerini olabildiğince desteklemeleri nedeniyle toplumun aydınlanmasını isteyen reaksiyoner bir toplum oluşturmak isteyen gazeteler ve gazeteciler günbegün yok olmaya başlamışlardır. Bugün Türk basın camiasının geldiği hazin noktada gördüğümüz manzara bundan farklı değildir.
Küreselleşme olgusunun dünyamızı köy meydanına çevirdiği, ülke sınırlarını sembolik hale getirdiği günümüz dünyasında, dünyada müesses bir nizam kuran küresel elit bir azınlığın kendilerine bağlı olarak kurdukları medya karteli aracılığıyla dünya toplumlarını baştan çıkardıkları ve “konuş senin de bir fikrin var” dürtüklemesiyle ülkeleri toplumları kendi içlerinde birbirine düşürdükleri ve bu sayede global anlamda hakimiyet sağlayarak bu hakimiyetlerini idame ettirdikleri aşikardır. Böyle bir düzende milletlerin zenginliklerinin yağmalanması ve insanlığın modern köleler haline getirilmesi kaçınılmazdır. Böylesi bir ortamda bir tarafta muhabirler, sayfa sekreterleri, foto muhabirleri, genel yayın müdürü, yazı işleri müdürü, ekonomi müdürü gibi basın mensupları daha iyi göreve gelebilmek için birbirleriyle kıyasıya mücadele ederken, diğer tarafta gazeteci kökenli olmayan sosyal ve idari bilimlerden nasibini almamış medya patronlarının dangalaklığına sabreden, evine ekmek götürmenin peşine düşen gazetecilerin haklarını kim koruyacaktır? Basın kokteyllerinde boy gösteren devrin iktidarına güzellemeler yollayan gazeteciler cemiyetinin değerli üyeleri basın emekçilerinin hakkını ne denli koruyabilecektir? En önemlisi bu ekonomik şartlar ve hukuksuzluk ortamında toplumu tenvir etme görevini hangi gazeteci nasıl yerine getirecektir? Bu görevi layıkıyla yerine getirenlerin başına neler gelmekte Türk basın dünyası nereye evirilmektedir? Değerli okurlar yazımı şöyle tamamlamak istiyorum; basını sabah evden çıkmadan bastılar, akşama varmadan astılar yandaş medya mensupları da öylece baktılar!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz